İstinye sessiz duruyor uzaktan. Sahile inen yokuşlar, yat limanına bakan camlar, akşamüstü İstinye Park çıkışındaki kuyruk… Burası Taksim gibi bağırmaz. Daha kapalı durur. Nilgün olarak burada escort işini yürütürken o kapalılığı seviyorum. Her şeyin ortada olmadığı bir mahalle, bana daha uygun.
İlanımı açtığımda ilk fark ettiğim şey, yazanların aceleci olmasıydı. “Neredesin, hemen.” İstinye hemen yetişilen yer değil. Sahil yolu tıkandığında Yeniköy ile Sarıyer arası uzar. Yokuşlu sokaklarda taksi dönmez. Bunu yaşamadan anlatmak zor. Yaşadıktan sonra programı sıkıştırmamaya karar verdim.
Profilimi Buranın Havasına Göre Kuruyorum
Kendimi yazarken süslü vaatlerden kaçınıyorum. Fotoğraflarımın güncel olması yeterli. Aşırı ışık, başka birine benzeyen duruş, sürekli aynı kare… Bunlar burada çabuk bozuluyor. İnsanlar ekranda gördükleri bedenle konuştuklarını bilmek istiyor. Anlıyorum. O yüzden olduğum gibi durmayı tercih ediyorum.
Metin kısa. Saatler, genel hat, nasıl yazılabileceği. Fazlası hem yorucu hem de gereksiz meraka yol açıyor. İstinye’de her köşe sakin görünür. Sakin görünmek, her an açık olmak demek değil.
Bazen Emirgan tarafında bir planım oluyor. Aynı gün Tarabya’ya savrulmak her zaman mantıklı değil. Mesafe haritada kısa. Akşam saatinde değil.
İlk Mesajın Sıcaklığı Yetmez, Tarzı Lazım
Bana yazan birinin ilk cümlesine bakıyorum. Sıcaklık hoşuma gider. Baskı gitmez. “Ne giyiyorsun, hemen söyle” diye başlayanlar, çoğu zaman sınır tanımaz. Oysa hafif bir açıklık başka. Sesin kısık kalması, ne istediğini usulca söylemesi… Bu daha yakın duruyor bana.
Görüşmeden önce konuşulanlar az. Saat, süre, yer, neyin konuşulmayacağı. Bunlar netleşmeden ten konusu açılmasın. Ten, söz bitince gelir. Söz bitmeden gelen her şey acele kokuyor.
Bazen mesajlar fazla açık oluyor. Doğrudan, kaba, liste gibi. Ben listelenmek istemiyorum. Bir kadının odada nasıl duracağı, nasıl bakacağı, ne zaman yaklaşacağı… Bunlar yazıyla tüketilmesin. Biraz belirsizlik bırakıyorum. Merakı öldürmemek için değil. Kendime yer açmak için.
İstinye’de Mesafe İnce İş
Sahil bandı güzel görünür. Akşam ışığı suya vurur, tekneler sallanır. O manzara planı kolaylaştırmaz. Bir kaza, bir okul çıkışı, İstinye Park’ın otopark kuyruğu… Yarım saat kayar. Son dakika değişikliği burada yorar.
Gizlilik de mahallenin parçası. Burası küçük durur. Küçük yerde isim, tam kapı, komşu sorusu çabuk büyür. Vermem. İstemem. Merak, yakınlık yerine geçmiyor.
İstinye’de çalışmak, herkese görünmek demek değil. Tam tersi. Daha seçici duruyorum. Uymayan saati zorlamıyorum. Uymayan üslubu uzatmıyorum.
Tenin Dili Acele Kaldırmaz
Hafiflik benim için bağırganlık değil. Kapının eşiğinde duruş, odadaki ısı, kolun nasıl uzanacağı… Bunlar anlatılınca ucuzlar. Yaşanır. O yüzden mesajda her şeyi vaat etmiyorum. Vaadin çoğu zaten yalan durur.
Karşılıklı güven büyük lafla kurulmuyor. Yazılan saatte olmak, elin nereye gideceğini sormadan zorlamamak, geceyi spekülasyona çevirmemek. Ten konusu açıldığında da aynı kural duruyor. İstenmeyen yerde ısrar, işi bitirir. Bitirmesini de isterim.
Bazen insanlar burayı sadece “sakin semt” diye seçiyor. Sakinlik, disiplinsizlik değil. Saat aksayınca daha çok belli oluyor. Ses yükselince de.
Kendi Ritmini Koruyan Kadın
Artık günü ağzına kadar doldurmuyorum. Aralarda boşluk bırakıyorum. Bir plan uzayabiliyor. Bir yol kapanabiliyor. Boşluk olmayınca sesim sertleşiyor. Sertleşince de işin tadı kaçıyor.
Fotoğraflarımı arada değiştiriyorum. Metni de sadeleştiriyorum. Uzun anlatı okunmuyor. Kısa duran, doğru duran bir profil bana yetiyor.
İstinye akşamları erken susar gibi gelir. Susmaz aslında. Sadece tonu düşer. Ben de tonumu düşürüyorum. Bağırarak müşteri toplanan yerler başka duruyor. Burası fısıltıya daha yakın.
Nilgün olarak burada kalmamın sebebi bu. Her teklife yetişmek değil. Odanın sıcaklığını, saatin tutmasını, sözün kısa kalmasını sevmek. Uymayanı elemek. Uyanı da abartmadan sürdürmek.
İlanım durduğu sürece yazan oluyor. Ben her yazana yer açmıyorum. Yer açtığımda da her şeyi baştan tüketmiyorum. Biraz boşluk, biraz ten, biraz da sahile inen o yokuş… Gerisi konuşulur. Konuşulmayan kısmı zaten daha iyi duruyor.